Bilimsel merakım beni çoğu zaman kelimelerin ardındaki derin anlamları araştırmaya götürüyor. Bugün paylaşmak istediğim kavram, “aczi beşer.” Sade bir ifadeyle insanın acziyetini, sınırlılığını anlatır. Ama bu söz sadece felsefi ya da dini bir çağrı değil; aynı zamanda bilimsel bir gerçekliğin, insanın biyolojik, bilişsel ve toplumsal sınırlarının özeti gibi.
Aczi beşer: İnsan sınırlarının kısa tarifi
“Aczi beşer” ifadesi Arapça kökenlidir; “beşer” insanı, “acz” ise güçsüzlüğü, yetersizliği ifade eder. Yani insanın sınırlı oluşu, tam anlamıyla doğaya ve evrene karşı mutlak bir kudret sahibi olmaması. Bu sınır bazen fiziksel, bazen zihinsel, bazen de toplumsal olarak karşımıza çıkar.
Biyolojik sınırlılık: Vücudumuzun kırılganlığı
İnsan vücudu ortalama 37,2 °C’lik bir sıcaklıkta dengede kalır. Küçük bir derecelik sapma bile sağlık sorunlarına yol açabilir. NASA’nın uzay araştırmalarında, insan vücudunun yerçekimsiz ortama adaptasyonunun sınırlı olduğu, kas ve kemik kaybının hızla arttığı görülüyor. Bağışıklık sistemimiz de pek çok virüs ve bakteri karşısında çaresiz kalabiliyor. Tıp ilerliyor, aşılar ve tedaviler geliştiriliyor ama bu süreç aynı zamanda bize sürekli “aczi beşer”i hatırlatıyor: tüm bilgi birikimimize rağmen ölümcül hastalıkları tamamen ortadan kaldıramıyoruz.
Bilişsel sınırlar: Beynin kapasitesi ve yanılsamalar
İnsan beyni 86 milyar nörondan oluşsa da, bilişsel psikoloji deneyleri gösteriyor ki kısa süreli belleğimiz 7±2 birim bilgiyle sınırlı. Daniel Kahneman’ın çalışmaları, karar verme süreçlerimizin çoğunlukla hızlı ama hataya açık “sezgisel sistem” üzerinden işlediğini ortaya koyuyor. Yani rasyonel sandığımız kararlarımızda bile yanılmaya mahkûmuz. Bu da “aczi beşer”in zihinsel boyutu: sınırsız sandığımız düşünce kapasitemizin aslında dar sınırları olduğunu kabul etmek.
Toplumsal sınırlılık: İlişkiler ve empati
Kadınların sosyal etkileşimlerde daha empatik bakış açıları, aczi beşeri farklı bir yönüyle ortaya koyar. Araştırmalar, kadınların duygusal ifadeleri okumada ve toplumsal bağ kurmada erkeklerden daha başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak bu da bir sınırlılığın altını çizer: hiçbirimiz tek başımıza yetkin değiliz. Birimiz veriye, analize yaslanırken; diğerimiz ilişkilere, empatiye odaklanır. Toplumun sağlıklı ilerlemesi, bu sınırlılıkların birleşiminden doğan bütüncül bir bakışa bağlıdır.
Erkeklerin analitik, kadınların empatik lensi
Erkek karakterini temsil eden analitik bakış açısı, aczi beşeri verilerle okumak ister: ölüm oranları, ömür uzunluğu, hastalık istatistikleri… Bu yaklaşım bize insanın kırılganlığını sayılarla gösterir.
Kadın karakterini temsil eden empatik bakış açısı ise şunu sorar: “Bu kırılganlık bizi nasıl etkiliyor, ilişkilerimizi nasıl dönüştürüyor?” Mesela pandemi döneminde, veriler milyonları gösterirken, empati odaklı bir yaklaşım kayıpların aileler üzerindeki psikolojik etkisini ortaya çıkardı. Böylece “aczi beşer” sadece bir istatistik değil, aynı zamanda bir insan hikâyesine dönüştü.
Aczi beşer ve teknoloji: Sınırları aşabilir miyiz?
Yapay zekâ, biyoteknoloji, uzay keşifleri… Hepsi insanın sınırlarını aşma çabasının ürünleri. Ancak her yeni adımda, yeni sınırlılıklar beliriyor. Yapay zekâ büyük veri işleyebiliyor, ama etik kararlar almakta insan yargısına ihtiyaç duyuyor. Genetik mühendislik hastalıkları azaltma potansiyeli taşıyor, ama toplumda adalet ve eşitlik sorularını beraberinde getiriyor. Yani teknoloji bize bir pencere açsa da, “aczi beşer”in tamamen ortadan kalkmadığını, yalnızca biçim değiştirdiğini gösteriyor.
Peki ya gelecek?
İnsanlık olarak “aczi beşer”i kabul etmek, aslında yenilgi değil. Bu kabul, bilimin ilerlemesini tetikliyor. Sınırlı olduğumuzu bilmek, bizi araştırmaya, öğrenmeye ve dayanışmaya yönlendiriyor. Asıl soru şu: Sınırlarımızı bilerek nasıl daha insanca bir gelecek kurabiliriz?
Siz ne düşünüyorsunuz? “Aczi beşer” size göre bir zayıflık mı, yoksa ilerlemenin itici gücü mü? Yorumlarda kendi bakış açınızı paylaşın; çünkü bu tartışma ne kadar farklı sesle büyürse, o kadar anlamlı hale gelir.